THE GOOD PLACE İNCELEMESİ
MICHAEL SCHUR (2016-2020)
IMDb: 8,2
TÜR: Komedi, Dram, Fantastik
OYUNCULAR: Kristen Bell - Eleanor Shellstrop, William Jackson Harper - Chidi, Jameela Jamil - Tahani
Al-Jamil, D'Arcy Carden - Janet, Manny
Jacinto - Jason Mendoza, Ted Danson - Michael
Ölümden sonrası üzerine birden çok ihtimali sorgulayan
felsefi bir komedi düşünün. Böyle bir konuyu sitcom türü bir dizide işleyip bu
kadar iyi yedirebilmek zaten ancak Michael Schur’un kalemine yakışırdı. İsmen
tanımayanlarınız için belirtmekte fayda var, kendisi aynı zamanda The Office,
Brooklyn Nine-Nine ve Parks & Recreation gibi işlere de imza atmış bir isimdir.
İlla ki bu sitcomlardan birini izlemişsinizdir diye düşünüyorum bu yüzden The
Good Place’e de şans vermelisiniz bence. Eğer ki bunlardan birini izlediniz ve
beğenmediyseniz şöyle de bir iddiam var The Good Place -bence- aralarından en
iyisi. Dizinin konusu özgün olmayabilir, izlediğimiz ilk ölüm sonrası hayatı
anlatan yapım da olmayabilir ama işleniş tarzı, bakış açısı ve felsefesi
kesinlikle bu diziye özgü bir orijinallik. Dizi, herhangi bir dinî inanç veya sistemi eleştirmeye veya göze parmak bir biçimde sorgulatmaya çalışmadan,
tamamen kavramsal düzeyde işliyor temasını ve bence bu büyük bir başarı. Her
üründe olduğu gibi, burada da verilmek istenen bazı mesajlar veya bazı
göndermeler elbette ki var. Demek istediğim, sadece bunların rahatsızlık vermeyecek
şekilde gerçekleştiriliyor olması.
Konusunu kısaca özetlemek gerekirse, adından da anlaşılacağı
gibi İyi Yer ve Kötü Yer olmak üzere iki farklı mesken var. Bir insanın
öldükten sonra bu yerlerden hangisine gideceğini yaşarken yaptığı eylemlerin iyiliği
ve kötülüğü belirliyor. İlk bölüm Eleanor Shellstrop isimli karakterin kendini
öldükten sonra bir odada bulması ve orada İyi Yer’e gideceğinin açıklanmasıyla
başlıyor. Burayı yöneten ise Michael isimli ilahi bir varlık olan ahiretin
mimarıdır. Ortadaki sorun şu ki, Eleanor
İyi Yer’e ait olmadığını bal gibi biliyor. Dünyadaki hayatı bencil, umursamaz
ve kendisine bile pek yararı dokunmayan birisi olarak geçiren Elenaor önceleri
bu hatayı düzeltmek istese de Kötü Yer’in ne kadar korkutucu bir yer olduğunu
öğrenerek bunu saklamaya karar veriyor ve yerini sağlamlaştırabilmek için
Chidi’den insan olma dersleri almaya başlıyor. Hikâye burada sevimli bir komedi
dizisi olarak başlıyor. Komedi dizisi olarak başlayan bu dizinin temelinde
ahlak felsefesi anlatacağı, iyilik kötülük kavramlarını, hayatı, ölümü ve insan
ilişkilerini sorgulatacağı ve izlediğim en güzel dizilerden birine hatta
izlediğim en iyi sitcoma dönüşüyor.
Chidi demişken, bu İyi Yer’de herkesin bir ruh eşi oluyor ve
aynı evde yaşıyorlar. Hah işte, Chidi de Eleanor’un ruh eşi çıkıyor. Chidi
dünyada bir etik profesörüymüş ve dürüst, iyi bir kişiliğe sahip (bu iyi
kişiliğin ileride ne sorgulamalara ne etik felsefesi sorularına yol açacağını
göreceğiz). Ancak hiçbir ortak noktalarının olmadığı anlamak uzun sürmüyor.
Bunu karakterler de fark ediyor ama İyi Yer sistemine güveniyorlar, bir
yanlışlık olmadığını gerçekten birbirlerinin ruh eşi olduklarını düşünmeye
devam ediyorlar her ne kadar tuhaflıkları fark etseler de. Ama bunlara rağmen
Eleanor iyi biri olmak için Chidi’den dersler almaya devam ediyor bir taraftan.
Bir de bu ikilinin yan komşuları var birisi Tahani Al-Jamil, kendisi oldukça
zengin ve sosyetik bir aileden gelen şımarık, dış görünüşüne düşkün, ünlülerle
iletişim halinde olmasını sürekli dile getiren ve bununla her fırsatta övünen,
ablasının gölgesinde kaldığı için sürekli ailesine yaranmaya çalışan ama bunu
maalesef bir türlü başaramayan bir karakter. Tahani’nin ruh eşi olan, Jason
Mendoza’yı ilk başta sessizlik yemini etmiş kesiş olarak tanısak da ilk
bölümlerde ortaya çıkıyor ki o da yanlışlıkla Good Place’e düşen, dünyada her
belaya girmiş çıkmış, yarım akıllı bir adamdan başkası değil. E burada biz
seyirciler de sorgulamaya başlıyoruz tabii. Tamam Eleanor bir yanlışlıkla geldi
ama aynı yanlışlığın bir başkasına daha olma ihtimali nedir? Bir terslik, bir bit
yeniği olduğunu anlıyoruz ama ne?
Dizi bu noktadan sonra daha da heyecanlı bir yere doğru
gidiyor. Her sezon bir başka ters köşe ve şaşırtmacalarla ilerliyoruz. Örneğin
ilk sezon finalinden önce Eleanor’un Good Place’e ait olmadığının ortaya
çıkmasını hiç beklemiyordum. Michael Schur bizi bu konuda şaşırtarak 6. bölüm
gibi kısa bir sürede bu mevzuyu uzatmak istemiyor ve bam olaylar patlıyor. The
Good Place’in en heyecan verici şaşırtmacalarından bir diğeri de Eleanor’un bu
upuzun ve çetrefilli sürecin asla cennet olamayacağını anlamasıyla
gerçekleşiyor, ve ortaya çıkıyor ki aslında kendileri için tasarlanmış bir
cehennem versiyonundalar, yani kötü yerde. Hepsinin karakterine uygun bir
işkence versiyonu tasarlanmış ve aslında birbirlerine işkence etmekle
görevlendirilmişler.
Dizinin yaratıcısı Schur, bu cennet versiyonuna bir ölüm
opsiyonu eklemekle ilgili hiçbir tereddüte düşmediklerinden bahsediyor. Aksine
ilk andan itibaren, sonsuz hayatın kötü bir fikir olduğunda tüm senaristlerle
birlikte hemfikirlermiş. Birçok farklı din ve inanış üzerine okuma yapan Schur,
tüm okuduğu cennet tasvirlerinde onu ikna etmeyen bir şeyler bulmayı başarmış
ve her bir sonsuzluk tasvirinin kötü olduğunu ve herhangi bir şeyin sonsuza dek
sürdüğünde anlamını yitirdiğine kanaat getirmiş. Todd May’in “Death” kitabı da
ölümsüzlüğün getirdiği tatminsizlik üzerine fikirleriyle diziye ilham vermiş.
Schur ve dizinin felsefi danışmanı May, ölümlülüğün hayatımıza bir çerçeve
çizdiğini ve ahlak anlayışımızın da bu çerçevede bize nasıl yol gösterdiğini
konuşmuşlar. Belki de aslında dizinin de bize söylemeye çalıştığı şey, ölümden
sonrasıyla ilgili net bir cevap olmadığı. Aslında önemli olanın umut ve umut
sayesinde yapabileceklerimiz yani değişme potansiyelimiz olduğu. Sadece
kendileri için değil aynı zamanda sevdikleri insanlar için de yaşamayı ve
çabalamayı hep birlikte öğreniyorlar. Hatta bununla da kalmayıp kendilerini
olabilecekleri en iyi seviyeye getirdikten sonra da tıpkı onlar gibi
başlangıçtaki kötü olan insanları da iyileştirmek için inanılmaz bir gayret
gösteriyorlar.
Tek ve özel bir konu alanına yönelik olarak yazılan
dizilerde genelde birkaç sezondan sonra tıkanıklığa girme söz konusu oluyor. Bu
da çok normal bir şey tabii ki, kendini bir tema ile sınırladığın zaman, o
temanın dışına çıkamıyorsun. The Good Place’in durumu, bu diğer dizilerden
farklı. Uygulamada ise dizi, gerek sezon sonlarındaki güzel dönüm noktalarıyla,
gerekse de baş role yüklediği kadar sorumluluğu ve ayırdığı zamanı diğer
karakterlere ve dünyasına harcamasıyla tıkanmaya gitmiyor. Hikâye şekil
değiştiriyor, odak noktası hareket ediyor ancak ana temadan da sapmamayı
başarıyor. Dizinin planı bana kalırsa en başından çizilmiş gibi duruyor. Yani
konunun nereden başlayacağı nasıl ilerleyeceği ve nerede biteceği belliymiş. Ne
yapmak istediklerini bilen bir senaryo ekibi varmış. Dizi 4. Sezonda amacına
ulaşarak tam yerinde final yapıyor. Başarılı reytinglerine rağmen yapımı sonuna
kadar sömürmek için ne konuyu sündürüyor ne de ana konudan saparak başarısız
bir yola giriyor.
Tabii The Good Place’in bu kadar iyi olmasının en büyük
nedenini istiyorsanız Kristen Bell’in Eleanor Shellstrop’u mükemmel bir şekilde
bizlere yansıtması. Karakter çok gıcık ve kötü olsa da Bell’in oyunculuğu
sayesinde ister istemez karaktere karşı bir sempati besliyoruz ve birden
favorimiz oluveriyor. Diziyi beğenmeyenlerin bile performansına kayıtsız
kalması imkansız. Elenaor’un iyi yazılan bir karakter olması bir yana, Bell’in
üstün oyunculuğuyla özünde sevilmeyecek biri olan karaktere ister istemez büyük
bir sempati duyuyorsunuz. Bizi gerçekten de Eleanor’un iyi biri olma
potansiyeline sahip olduğuna, iyi yerde olmayı hak ettiğine inandırmayı başarıyor.
Eleanor’u anlamamıza yardımcı oluyor ve aslında belki de ailesi kötü olmasaydı
kendisi de böyle bir kişiliğe sahip olmazdı dedirtiyor. Aslında kötü biri
olması onun savunma mekanizması bence. Kadrodaki tüm oyuncular üzerine düşeni
yerine getiriyor, ama bu rol için dünyaya geldiğini düşündüren Bell olmasa bu
kadar beğeneceğimi sanmam.
William Jackson Harper ise dizide Eleanor’un ruh eşi olan
Etik Profesörü Chidi Anagonye’yi canlandırıyor. Chidi oldukça kararsız bir tip.
Öyleki bu kararsızlığı insanları incitiyor ve çileden çıkarıyor. Ama Chidi bunu
farkında bile değil. William Harper da karakterin bu baskın yönünü, tipleme
özelliğini iyi aktarabilen bir oyuncu. Ted Danson ise İyi Yer’in mimari yani
Tanrının elçisi Michael rolünde karşımıza çıkıyor. Oyuncu bence çok
başarılıydı. Hareketleri ve mimikleri çok iyiydi. Başarısız bir mimar olduğuna
bizi inandırdı. Ama baştan itibaren beni huzursuz eden bir karakterdi yani
altından başka bir şeyler çıkacağını sezmiştim.
Bir de bahsetmeden geçersem bu yazının eksik kalacağı bir
karakter daha var… Evet Janet, Aynı kaynağa bağlı birçok görünüme sahip birçok
Janet var. Dizide bunlara İyi Yer’in sürekliliğinde görevli olan İyi Janet veya
Kötü Yer’den sorumlu olan Kötü Janet olarak hitap ediyorlar. Ayrıca hâliyle
bunun sürümleri de var, arada resetlenip yeniden başlatılabiliyor. Her
seferinde farklı bir Janet geliyor ancak tamamen yeni de değil, sürüm
güncellemesi hâlinde oluyor bu değişim, Janet’in önceki bilgilerine her
seferinde yenileri ekleniyor; dolayısıyla her Janet bir önceki sürümünden daha
iyi performansa sahip oluyor ancak sistemin hata verme olasılığı da her
seferinde artıyor. Şu kadar cümlenin her birinden, doğal olarak dizide yeni bir
mizah ortaya çıkıyor. Bu demek değil ki Janet sadece bir mizah aracı olarak sunuluyor
bize. Janet’in diğer karakterlerle iletişimi ve dizideki yerini göz önünde
bulundurduğumuzda, aslında dizinin ufaktan bir yapay zekâ duyguları
hissedebilir mi, mesela âşık olabilir mi gibi konulara da temas ettiğini
söyleyebiliyoruz. Sizi bilmem ama bence bu tarz meseleleri, kendimizi çok
ciddiye almadan ama aklımız da çok bir karış havaya kalkmadan, daha hafif bir
atmosferde düşünebiliyor olmak güzel. Yani dizinin ana konusu olmamakla
birlikte yan konu olarak hafif bir sorgulatmaya itmesinden bahsediyorum. D’Arcy
Carden öyle bir oynuyor ki rolünü, gerçek hayatta gelip karşıma çıksa, beni
yapay zekâ olduğuna ikna edebilir. Özellikle yapay zekânın kapatılmasının
gerektiği bir bölüm var, o bölümde Janet hem yapılması gereken bu olduğu için
karakterlerimizi yapay zekâ olduğu ve asla hiçbir şey hissedemeyeceğine dair
ikna etmeye çalışıyor; hem de programlanması bu yönde olduğu için bir yandan
insan duygularını taklit ediyor. Beş dakika içerisinde şekilden şekle giriyor,
hepsi de üzerine uyuyor kadının.
Başta Eleanor olmak üzere bütün karakterlerin az çok klişe
bir yanı var ama oyunculuklar öyle güzel ki en klişe hareketlerini bile
gülümseyerek karşılıyoruz diziyi izlerken. Klişe derken tabi her sitcom
karakterlerinde olduğu gibi tipleme özellikleri var elbette ki bu da bir sitcom
dizisi için oldukça doğal. Dizide en sevdiğim detaylardan birisi de güncel
popüler kültür referansları var örneğin; klişe karakter ve tipler üzerine
söylenen sözler var, ismi anılmadan yönlendirilen cennet-cehennem gibi dinî
referanslar, gerçek hayat ünlülerinin magazinsel hayatlarına göndermeler
(şahsen en sevdiğim göndermelerdi) var. Hatta eminim ki benim kaçırdığım bir
sürü göndermeler de vardır. Yakaladıklarım için konuşursam, eğlenceli ve
çoğunlukla nokta atışı olduklarını söyleyebilirim ama. Yaratmış olduğu etki ile
20 dakikanın nasıl geçtiğini unutturuyor ve dizinin tadı damağımızda kalıyor
ama tam yerinde bittiğini de tekrar belirtelim.













Yorumlar
Yorum Gönder