WANDAVISION İNCELEMESİ
JAC SCHAEFFER (2021- )
IMDb: 8,2
TÜR: Aksiyon, Komedi, Dram
OYUNCULAR:
WandaVision’ın yayınlanmasıyla, Marvel Sinematik Evreni’nin
dördüncü fazına adım atmış durumdayız. Marvel Sinematik Evreni için fırtına
öncesi sessizlik niteliğinde olması beklenen WandaVision’ın ilk iki bölümü,
klasik sitcom göndermeleri, siyah beyaz formatı ve stüdyoda yer alan canlı
izleyicilerin kahkaha çeşnileriyle, Marvel Evreni’nde alışılmışın oldukça dışında
bir formatla karşımıza çıkıyor.
Her şeyden evvel vurgulamak lazım: WandaVision sadece bir
girizgah niteliğindeki, neredeyse hiçbir aksiyon sunmayan ilk iki bölümüyle
herkese göre bir dizi değil. Marvel evrenine dair hakimiyeti çok yüksek olmayan
ya da Marvel evrenini zaten çocuksu bulanlar için yayınlanan bölümlerin bir
memnuniyet yaratamamasına kesin gözüyle bakıyorum. Sinematik evreni seven, ama
çizgi romanlara çok da ilgi duymayanları da hayal kırıklığı yaşayacaklar
listesine ekleyebiliriz. Çünkü normalde herkese hitap etmesine alışkın
olduğumuz Marvel’ın sinema-televizyon ayağında belki de ilk kez bu kadar gerçek
fanlara göre bir yapımla karşı karşıyayız. WandaVision’a bir şans vermek
gerektiğini anlamak için, bu diziyle evrenin frenlerinin patlayıp, bundan sonra
her şeyin yepyeni bir seyir alacağının farkında olmanız gerekiyor. Şimdi
buradan sonra spoilerlı inceleme kısmına geçiyoruz.
SPOILER ALERT
1. Ve 2. bölüm
İlk bölümde Wanda ve Vision’ı Amerika’da Westview adlı
eyalete yeni taşınan bir çift olarak görüyoruz. 1960’ların sitcomları tadında,
gülme efektleriyle ilzediğimiz ilk iki bölüm, siyah beyaz olması itibarıyla
sıkılgan izleyicileri kolayca itebilecek niteliklere sahip. Aynı zamanda
dizinin devamı için de ufak ufak gerginlikler, ipuçları ve tuhaflıklar koyarak
merak uyandırıyor ama çizgi romanları okumayanlar için devamına dair herhangi
bir tahminde bulunmak da henüz zor oluyor. Dizide ilk iki bölümde gözümüze
sokulan en büyük ipucu Vision’ın patronlarıyla yedikleri akşam yemeğinde,
patronun boğazında yemek kalması ve eşinin “stop it” yani “dur artık” derken
bozuk plak gibi takılıp kalması, bir süre sonra bunu Wanda’ya bakarak söylemesi
en heyecanlı sahnesiydi bu ana kadar. Bu tür motor mekanizmamızı bozan sahneler
dizide favori şeyim oldu. İlk iki bölüme dair söylenecek çok bir şey
olmamasıyla birlikte karakterlerden bahsedelim. Çizgi romanlara hakim birisi
olmadığım halde çizgi roman severlerinden duyduğum teorilerle komşu Agnes’in
çizgi romanlardaki Agatha rolünde olduğunu duymuştum. Bu yönde teoriler vardı
ki nitekim son bölümlerde doğru olduğu da ortaya çıktı. Dizi de oyunculuğunu
izlemenin en zevkli olduğu karakter olduğunu düşünüyorum. Captain Marvel’da
Monica olarak izlediğimiz Teyonah Parris’i de gördük ikinci bölümde. Jimmy Woo
rolüyle Randall Park’ın ve ilk iki bölümde henüz kendisini göremesek de
geleceğini bildiğimiz Kat Dennings’in canlandırdığı Darcy’den hareketle,
Wanda’nın zihninde ya da bu yeni gerçeklikte ne oluyorsa, hepsinin failleri
olan önemli yan karakterlerin, Marvel evreninde ya da çizgi romanlarda geçen
kişiler olduklarını söyleyebiliriz.
3. bölüm
70’li yıllarda geçen üçüncü bölümde, geçtiğimiz iki bölümden
daha fazlasını bulduğumuz bir bölüm izledik ve buradan sonra da artık, dizi yeni
başladı gibi hissediyorum. Artık olayların yavaş yavaş başladığı kısma
geçiyoruz ve sitcom tadını geride bırakıyoruz. Bu bölümde Vision’un yavaş yavaş
bir şeyleri sorgulamaya başladığını görüyoruz. Wanda’nın da gerçekten burada
neler yaşandığından haberi yokmuş gibi tepkiler vermesi bu gerçekliğin
Wanda’nın kendi isteğiyle mi yoksa başka bir güç tarafından mı yapıldığı
konusunda çelişkide bırakıyor. Agnes ve Herb’in davranışları, Herb’in çiti
budamasının tuhaflığından başlayarak bölüm sonunda Vision’un ağzını aramaları,
söylemek istedikleri bir şeylerinin olması ancak bir türlü baklayı
çıkartamamaları ve Geraldine’in Wanda ile yalnız kalmasından endişe duymaları
gibi olaylar, 20 dakikalık bölümün kısacık bir anını kaplıyor olsalar da bence
kilit niteliğindeydiler. Vision haricindeki bütün karakterlerin farkındalığı da
söz konusuymuş, bu bölüm bunu da öğrenmiş olduk. Bir önceki bölümde bu
karakterlerin Wanda’nın yoktan, kendi bilinciyle var ettiği karakterler
olmadıklarını fakat henüz farkına varmadıklarını düşünüyorduk. Bu bölümde ise
aslında onların da kendi üzerlerine düşen rolü oynadıklarının gayet farkında
olduklarını; Wanda ve Vision tarafından görülmedikleri her anda da bunun
üzerine endişeleniyor olabileceklerini öğrendik.
Vision’un hesaplarını bile eksik bırakacak kadar hızlı doğan
ikiz erkek bebeklerimizden Tommy ve Billy, biri Wanda’nın diğeri ise bu bölümde
isminin geçtiği Pietro’nun güçlerine sahip olacaklar. Bunu da daha çok, anne
karnından büyü yapmaya başladığını, Wanda’nın yok etmek için uğraşmasına rağmen
büyülü bir şekilde yok olmayan leylekten, kelebekler uçtuğunda ve üzerindeki
paltonun rengi değiştiğinde “Bunu kim yapıyor?” diye sorarak şaşırmasından
çıkartıyoruz.
Gelelim, bölümün sonuna. Wanda, ikizlerine bakıp anadilinde
ninnisini okurken, kendisinin de ikizinin olduğundan bahsetti ve Pietro’yu
andı. Buraya kadar her şey, acıklı da olsa normaldi fakat önceki bölümde Monica
olarak tanıdığımız, Westview’e giriş yapmış olan Geraldine, Pietro’yu Ultron’un
öldürmesinden bahsedince, işte orada bir gerginlik başladı. Wanda orada
Geraldine’in dışarıdan birisi olduğunu anlıyor ve kendi dünyasından kovuyor
onu.
4. bölüm
Dördüncü bölüm Monica’nın nasıl Westview’e girdiğini öğrenmemizle açılıyor. İlgi çekici bir başlangıçla başlayan dizi bizi ekrana kitliyor. Bu bölüm Wanda’nın oluşturduğunu düşündüğümüz gerçekliğin dışında, SWORD ajanlarının arasında mekik dokuduğumuz bir bölüm. Bu bölüm Wanda’nın oluşturduğunu düşündüğümüz gerçekliğin dışında, SWORD ajanlarının arasında mekik dokuduğumuz bir bölüm. Thor filminden tanıdığımız Darcy karakteri de bu bölümde giriyor diziye ve olaylar onun sayesinde çözülmeye başlıyor. Bazı sorularımız cevaplanırken bazıları hala soru işareti olarak kalıyor. Hatta en büyük merak konusu olan bu gerçekliğin gerçekten Wanda tarafından mı yoksa başkası tarafından mı yönetildiği ve oluşturulduğu hala net değil. Kafa karışıklığımız devam ediyor ve diziyi sevme nedenimiz de tam olarak bu 😊
5. Bölüm
İlk dört bölümde her yeni bölümün bir öncekinden daha iyi
olduğu konusunda herkes hemfikirken beşinci bölüm de bunu kanıtlıyor. Darcy’nin
adlandırmasıyla hem “Hex”in içinde hem de dışında yaşananları eşzamanlı olarak
izliyoruz. Aynı zamanda ikizlerin güçlerinin de Wanda’nınkiyle hemen hemen aynı
olduğunu, Wanda’nın uyutma büyüsünün onların üstünde işe yaramadığı görünce
anlıyoruz. Wanda’nın SWORD’u basıp Vision’ın robotik bedenini kaçırdığını
görüyoruz. Yani Vision’ı gerçekten yeniden canlandırmış güçleriyle diye
düşünüyoruz. Bizim öyle düşünmemiz isteniyor daha doğrusu. Bölümün en güzel beklenmedik
sahnelerinden biri, Wanda’nın Hex’den aniden çıkıp SWORD’a gözdağı verdiği
harika sahne. “elinde silahları olan ben değilim” repliği zekice ve Wanda’nın
zararsız olduğunu göstermeye çalışan bir detaydı. Geldik bölümün sonunda
hepimizi heyecandan yerimizde zıplamamıza sebep olan, büyük bir mutluluk
duyduğumuz o sahneye. “Evan Peters mı oooo??” Diyip kaldığımız sahne artık
MCU’da çoklu evrene girişin anahtarı oldu. Aslında tam olarak bu noktada işler
birazcık karışıyor -ki bu bizim işimize gelir- çünkü her ne kadar Pietro
Maximoff geri gelmiş olsa da bu Pietro ve Wanda’nın hayatı birbirinden oldukça
farklı. Pietro doğuştan mutant olarak doğmuşken Wanda, HYDRA’nın yaptığı
deneylerin bir ürünü. Öte yandan bir diğer sorun ise Wanda ve Pietro’nun aile
geçmişleri. Marvel Sinematik Evreni’ndeki Wanda’nın babasını ismini biliyoruz
ve bu, çizgi romanlardan farklı olarak hiç de bizim beklediğimiz gibi Magneto
değil. Diğer taraftan şimdi Wanda’nın karşısına çıkan Pietro, babasının Magneto
olduğundan haberdar. Tabi dizi bu noktalara hiç değinmiyor. Bunu da gelecek bir
X-Men filmine bırakacaklarını umuyorum.
6. Bölüm
Altıncı bölüme geldiğimizde artık Quicksilver’ın da
gelmesiyle Wanda’nın bu yapay ailesi tamamlanmış gibi duruyor. Buraya kadar,
Wanda’nın kendi kardeşinin suratının değiştiğini fark etmemiş olması dışında
bir sorun yok aslında. Dizi bize burada aslında spoiler vermiş, Pietro’yu
Wanda’nın getirmediğine dair, bunu da bir sonraki bölümde anlıyoruz zaten.
Vision’ın şüpheleri ise geçtiğimiz bölümün sonunda
bıraktığımız yerden devam ediyor. Wanda, Pietro ve çocuklar Halloween için
sokaklardayken, Vision kasabanın daha önce gitmediği yerlerini keşfe çıkıyor.
Beklediğimiz gibi Vision, Westview’in dışında olanları görmek, nasıl bir
durumun içerisinde olduğunu anlayabilmek ve tabii ki Wanda’nın bilerek veya
bilmeyerek esir aldığı insanları kurtarmak istedi. Hex’in sınırına yakın
yerdeki insanların ne hâlde olduklarını görüyoruz Vision’la birlikte. Gerçek
dünya ile Wanda’nın dünyası arasında sıkışmışlar ve ne ölüler ne de yaşıyorlar.
Acı içinde oldukları belli. Gidilmemesi Wanda tarafından ısrarla tembih edilen
caddenin sonunda, Agnes ile karşılaşıp onu da uyandırınca, bir ihtimal Vision
sayesinde ulaşacağımızı düşündüğümüz sorularımız yine cevapsız kaldı. Bu
bölümün en güzel kısımları ise kesinlikle ikizlerin güçlerini görmemizdi.
Tommy’nin dayısı gibi bir hız gücüne, Billy’nin ise annesi gibi mistik güçlere
sahip olduğunu gördük.
7. Bölüm
Hiç vakit kaybetmeden dizinin en sonda söylediğini biz en
başta söyleyelim. Birkaç bölümdür üzerinde teoriler üretilen Agatha
Harkness’ın, bu bölümde her şeyin arkasında çıkması, hepimizin beklemesine
rağmen inanılmaz bir şoka sebep oldu. Her ne kadar Agatha Harkness’ın diğer
Westview vatandaşlarından daha önemli olduğunu bilsek de bu bölümde anlatıldığı
gibi her şeyin arkasında onun olmasını hiç beklemiyorduk. WandaVision’ın ana
kötüsü Agnes olabilir ama ben daha bir villaina aracı olduğunu da bir seçenek
olarak kenarda tutuyorum. Çünkü biliyoruz ki bu dizi direkt olarak Dr.
Strange’in ikinci filmiyle bağlanacak ve o filmin asıl kötüsüne bir aracı
olabilir. Çizgi romanlara da hakim olmadığım için rastgele teori atıp tutmak
istemem ama Agnes her şeyin sorumlusu olarak çıkmaz ve bölüm de bir twist
olursa şaşırmam.
Bu bölümde Marvel Evreni’ni etkileyen bir diğer olay ise
Monica Rambeu’nun, Darcy’nin uyarılarını dikkate almayıp bir kez daha Hex’in
içine girmesiydi. Darcy’nin de söylediği gibi hücreleri yeniden kodlanan
Monica, Hex’in içine girdiğinde elektromanyetik alanları görmeye başladı ve
böylece süper kahraman güçlerine sahip oldu. Çizgi romanlarda güçlerini,
bombalanan New Orleans limanında görev başındayken kazanırken dizide bu güçler,
Wanda’nın açtığı kalkanın içinden geçmesiyle oluştu. Hücreleri yeniden programlanarak
süper güçlerine kavuşan Monica Rambeu’nun, Marvel Sinematik Evreni’nin ilk
mutantı olabileceği konuşuluyor teoriler arasında. Marvel Sinematik
Evreni’ndeki ilk mutantlara bakıyor olabiliriz anlayacağınız.
8. Bölüm
Bu bölümde büyük bir ilerleme kat ettik. Wanda’nın
küçüklüğünden itibaren travmalarını, hayatından önemli anlarını ziyaret ettik.
Özellikle Vision’ı canlandırdığını düşündürten dizi, ters köşesini buradda
yaptı. Aslında Wanda, Vision’ın bedenini çalıp canlandırmamış. Wanda, Vision’ı
kendisinden yaratmış, bunu gördük ve nereden baksanız baya büyük ve etkileyici
bir bilgiydi bu. Vision’ın çemberden dışarı çıkamamasından hareketle,
varlığının zaten buraya bağlı olduğunu anlamıştık ama şu an dirilmediğinden de,
Hayward’ın herkese söylediği gibi Wanda’nın bedenini almadığından da, Wanda’nın
Vision’ının aynı Vision olmadığından da eminiz. Hayward’ın yalanın altında
yatan sinsi planın ne olduğunu bölüm sonunda gördük. Çizgi roman okurlarından
öğrendiğim White Vision diye bir karakter dahil oldu evrene. Bakalım bir
sonraki bölümde White Vision vs bizim Vision gibi bir karşılaşma görecek miyiz?
Öte yandan ikizler gerçekten var oldular mı? yoksa sadece bir büyü sonucu mu
ortaya çıktılar? ve Hex dışında var olacaklar mı? kesin bir şey bilmiyoruz
hala.
İlk bölümlerde Hayward, ekibi Wanda hakkında
bilgilendirirken bilinen başka bir ismi olmadığını söylemişti. Bunu özellikle
ilk bölümlerde belirtmelerinin sebebi varmış onu anladık. Hatta ben o sahne de
“Scarlet Witch adı ne olacak?” diye kendi kendime sorgularken bu bölümde
anlamış oldum. Meğerse MCU’da daha önce hiç Scarlet Witch olarak anılmamış
Wanda. Süper kahraman adını burada ilk kez aldı, etmemiştim daha önce ve adını
alışını izlemek hoşuma gitti.
9. Bölüm
Sekizinci bölümün kaldığı yerden başladı bölüm, Agnes Wanda’nın
gücünü emmeye çalışırken White Vision beliriyor ortalıkta. Sekizinci bölüm
sonunda beklediğimiz gibi bu bölüm White Vision vs Vision sahnesi gördük ki mantıklı
bir şekilde tatlıya bağlanarak bitti kavgaları. Artık Scarlet Witch diyebildiğimize
göre, Scarlet vs Agnes’in güç gösterileri de görsel açıdan oldukça güzeldi. Scarlet
güçlerinden vazgeçti, ailesiyle yaşamayı seçti diye düşünürken bir ters köşe
yiyoruz. Scarlet’in galibiyeti sonucunda Agnes’in bana ihtiyacın olacak demesi
ve üzerine Scarlet’in “o zamn sen nerede bulacağımı biliyorum” demesinden Agnes’i
bir daha göreceğimizi biliyoruz artık. Bu da büyük ihtimalle Dr. Strange filminde
olacak. Seyir keyfi yüksek bir bölüm oldu genel olarak ve kavga sahneleri
özellikle keyifliydi. Bu bölümde ikizlerin ve Monica’nın güçlerini de artmış
net olarak görmüş ve anlamış olduk. Dizi boyunca bir sürü süper güç sahiplerinin
güçlerini sergilemesi teker teker karakter tanıtımları gibi olmuş. İkizlerin de
Hex dışında bir varlıkları olmadığı netleşmiş oldu ki bu beni bir miktar üzer. Küçük
Wanda ve küçük Quicksilver görmek çok tatlı değil miydi? ☹
White Vision’a bizim Vision’ın belleği aktarıldıktan sonra “ben Vision’ım” dedi
ve yok oldu ondan sonra bir daha görmedik. Devamını Dr. Strange filmine bıraktılar
diye düşünüyorum yoksa cevapsız bir soru olarak açık kalmış bir sorun olurdu.
Üretilen teorilerden neredeyse hiçbirisi tutmadı,
beklentiler gerçekleşmedi. Fan teorileri hayal kırıklığına uğradı. Zaten filmin
yönetmeni de final bölümü yayınlanmadan önce tam olarak bunu söylemişti: “Teori
üretenler hayal kırıklığına uğrayacak.” Ne Doctor Strange cameosu ne Mephisto
göremedik. Bu teorilere şahsen ben çok beklentimi yükseltmedim o yüzden benim
için bir hayal kırıklığı olmadı, beklentimi karşılayan bir final oldu. AMA tek
bir hayal kırıklığı haricinde… Ulan Kevin Feige sen bizle dalga mı geçiyorsun,
Agam bizimle eylenir diyerek izledim o sahneyi… evet Bohner sahnesi. X-Men
evreninden tut getir Evan Peters’ı, sonra Quicksilver rolüne oyuncu olarak
getirilen bir adam çıksın, seyirciyle dalga geçmek değil de nedir? Duygularımızla
oynanmasını geçiyorum ne kadar gereksiz bir twist olduğunun altını
çiziyorum.
Genel olarak WandaVision beklentimin bir hayli üstündeydi.
Açık konuşmak gerekirse ilk başta diziyi izlememeyi düşünüyordum hatta
izlemiyordum. Taa ki sosyal medyada Quciksilver’ın diziye geldiğini görene kadar.
Beni diziyle ilgili heyecanlandıran ve meraklandıran tek şey bu oldu. Aslında
koca Marvel Evreni için de beni tek heyecanlandıran X-Men evrenine açılması
olur. Var bir dileğimiz be Kevin Feige Bey. Son bölüm sonrası duygularımızla oynandığını
fark etsek de benim hala bir X-Men evreni için umudum var, sonuçta haklar da Marvel’a
geçmişken neden olmasın. Buradan X-Men evrenine bağlanacağını hala umuyorum
çünkü başka türlüsü sadece fanları heyecanlandırıp gösterip vermemek olur ve
anlamı kalmazdı. Sadece bunun için de Evan Peters yerine başka birini kolayca
bulabilirlerdi -eğer tek amaçları bizimle dalga geçmek değilse tabii- . Evan
Peters’ın özellikle oynatılmasının sebebi kesinlikle x-Men evrenine giriş olacağını
hala düşünüyorum. Her ne kadar yakın zamanlı bir plan olmasa da. Elbet bir gün
diyelim…
WandaVision’ın bu farklılığı ve şaşırtan derecede iyi bir
dizi olması beni bir tık da olsa MCU’nun geleceğine dair umutlandırdı. Endgame
sonrası MCU hype’ım biterken bu diziyle birlikte bir miktar yapımlarını takip
etme isteği uyandı içimde. Bakalım sıradaki Marvel yapımı The Falcon and the
Winter Soldier nasıl olacak?










marvel ın en iyi yapımı bence
YanıtlaSil