CALL ME BY YOUR NAME İNCELEMESİ
LUCA GUADAGNINO (2017)
IMDb: 7,9
SÜRE: 2 Sa 12 Dk
TÜR: Dram, Romantik
OYUNCULAR: Timothée
Chalamet – Elio, Armie Hammer – Oliver, Michael Stuhlbarg - Mr. Perlman, Amira
Casar - Annella Perlman, Esther Garrel - Marzia
Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan, A
Bigger Splash ve I Am Love filmleriyle hatırlayacağımız yönetmen Luca
Guadagnino’nun imzasını taşıyan Call Me By Your Name gerçek bir sinema mucizesi
dersek abartmış olur muyuz? Hiç sanmıyorum. “Söylemek mi daha iyi, ölmek mi?”
Call Me By Your Name’in esas sorusu tam olarak bu ve aslına bakarsanız bu soru
tüm queer anlatıların çekirdeğini oluşturuyor. Queer sinema örneklerinin hemen
hepsinde karşılaştığımız bu sorunsalı hem apaçık bir şekilde soran hem de aynı
cesaretle yanıtlandırabilen bir film var karşımızda. André Aciman’ın 2007
yılında yayımlanan aynı isimli romanından beyazperdeye uyarlanan Call Me By
Your Name; James Ivory’nin kitaptaki birçok detaya ve o detaylardaki mizahi
yanlara sadık kalarak kaleme aldığı senaryosu ve görüntü yönetmeni Sayombhu
Mukdeeprom’un filmin duygusal tonunu tam on ikiden vuran sinematografisiyle
mucizevi bir deneyim yaşatıyor.
1983 yazı. İtalya’nın kuzeyinde bir yer. Ailesiyle birlikte
yaşayan Elio’nun 6 hafta için odasını ve banyosunu paylaşması gereken yüksek
lisans öğrencisi genç Amerikalı Oliver profesör babasına yardım etmek için
kasabaya gelir. Ailesi entelektüel ve nazik bir ortamda yetişen Elio,
misafirine karşı oldukça iyidir. Oliver kasaba halkıyla çabucak kaynaşır ve
tabii ki kızlarla da. Kızlarla bu kadar yakın ilişkiler kurması sonucunda Elio
rahatsızlık hissetmeye başlar. Bu rahatsızlık ona, Oliver’a karşı olan
duygularının varlığını sorgulattırır. Oliver’in ortamdaki kendini belli
edişinden ve enerjisinden etkilenen Elio bunu bakışlarıyla ifade ediyor. Fakat
dile getirmemeyi tercih ediyor. Fakat Elio için bu durum korkutucudur. Günler
ilerledikçe birlikte zaman geçirmeler rehberlik boyutunun dışına çıkıyor. Daha
çok arkadaşça ve onun bir tık ilerisi flört aşamasına kayıyor. Birlikte günü
geçirmekten keyif alıyorlar. Zamanla bu arkadaşlık yeni dallarda ortak noktalar
ortaya çıkarmaya başlar. Oliver ve Elio arasında çekişmeye neden olan
entelektüel birikimleri zamanla birbirlerine olan ilgilerinin artmasına vesile
oluyor. Oliver’ın kayısı kelimesinin etimolojisine dair yaptığı uzun açıklama
ya da Elio’nun Oliver’ı etkilemek için Bach’ın ünlü bir parçasını farklı
versiyonlarıyla çalması, karakterlerin birbirlerine duydukları ilginin
yükseldiğini anladığımız sahneler. Özellikle Elio yaşça daha küçük olduğu
için kendini çok daha fazla kaptırıyor. Elio küçük de olsa çok okuyan bilgili
birisi. Oliver bundan etkileniyor ve bir sahnede bunu dile getiriyor. Buna
rağmen yine de Oliver, Elio’ya göre biraz daha nötr. O bu ilişkiyi bana
sorarsanız küçük bir yaz kaçamağı olarak görüyor.
Elio’nun Oliver’a karşı duyduğu aşk ve tutkunun Oliver
tarafında da bir karşılığı olup olmadığını öğrenmenin tek yolu: Söylemektir.
Tam bu noktada oluşturulan film dili ilginç. Guadagnino ve görüntü yönetmeni
Sayombhu Mukdeeprom, Elio’nun Oliver’a açılma sürecini tek uzun bir çekimde
verir: Elio ve Oliver bisikletleriyle kasaba meydanına doğru gelirken konuşma
başlar, sonra bisikletlerini bir köşeye park ederler ve bir savaş heykelinin
etrafında -heykelin bir tarafında Oliver, kameraya yakın olan diğer tarafında
ise Elio olacak şekilde- daire çizerek yürürler. Bu anıtın gölgesinde ve bir
tür tarafların kozlarını paylaşması şeklinde kurulan sahne, sanki Oliver
Elio’yu reddedecek ya da bir daha onunla hiç konuşmayacakmış gibi bir intiba
yaratıp seyircinin de gerilmesine yol açar. Ancak sonrasındaki sahnede Oliver’ın
konuyu değiştirerek ortamdaki gerilimi yok etmesi ve bu konularda
konuşmamalıyız dediği andaki ılımlı yaklaşımı seyirciye umut veriyor ve
rahatlıyoruz. Bundan önceki sahnede de Elio’nun Oliver’dan sigara alırken
onunla çok açık biçimde flört edişi ve bu sahnelerde karakterlerine uzaktan
bakmayı tercih eden kamera, karakterlerin vücut hareketlerindeki karşı konulmaz
çekimi görmemizi ister.
Filme adını veren sahnede çok güzel bir metafor görüyoruz aslında. Birbirlerine kendi isimleriyle seslenmeleri kendilerinin biraz farklı bir versiyonunu birbirlerinde görmüş olmaları. Elio çok kitap okuyan piyano çalan ve birçok konuda bilgisi olan bir çocuk, Oliver ise Elio’nun gözünde havalı, yakışıklı ve iyi birisi. Ama birbirlerini o kadar çok seviyorlar ki her ikisi de kendisinin daha çok sevdiğini çünkü diğerinin kendisinden üstün olduğunu düşünmekte. Hatta bir sahnede Oliver, Elio’ya kendini çok küçümsüyorsun tarzında bir cümle söylüyor. Oliver, Elio’yu onun kendini beğendiğinden daha çok beğeniyor ve zeki buluyor.
Elio’nun ailesi oğullarını sevgi dolu bir bağ kurduğu
Oliver’la vakit geçirebilmesi ve ona veda edebilmesi için birkaç günlük bir
geziye yollarlar. İşte burada insanların düşüncelerinden ve ön yargıdan önce
çocuklarının mutluluğunu öne koyan bir aile olduklarını kanıtlarlar. Oliver ve
Elio beraber çok güzel zaman geçirirler. Artık ayrılık vakti gelmiştir. Tren
garında gerçekleşen bu ayrılık çoğumuzun empati kurabileceği türden bir
sahneydi. Bu vedayla Elio’nun ilk aşkı da tarihe karışmış oldu. Son sahnelere
yaklaşırken babasının Elio’yla yaptığı mükemmel konuşmaya bayıldık beğendiğim
iki sahneden bir diğeri de bu sahneydi. Babanın sözleri önemli ve bir o kadar
da kaliteliydi.
Bir diğer etkileyici sahne ise ayrılış sahnesi yani tren
istasyonundaki vedaydı. Ayrılırken birbirlerine tek kelime etmemeleri, seni
seviyorum bile dememeleri dikkatimi çekti. Sonrasında ise sessizlikle ve bizzat
Elio’nun bakışlarıyla gayet de o duyguyu bize verdiklerini anladım; iyi ki
herhangi bir konuşmayla mahvetmemişler dedim. Daha sonra annesini arayıp
ağlayarak beni buradan al demesi ile Elio’nun neler hissettiğini gözyaşlarında
ve sesinde bulabildim.
Birçok eşcinsel bireyin sahip olamadığı kadar açık fikirli ve
modern bir ailesi var Elio’nun. Filmin en vurucu sahnesi de Elio’yla babasının
aşka dair, bazı insanların eline çok nadir bazılarınınsa hiç geçmeyecek
şanslara dair sohbeti... Michael Stuhlbarg, sadece eşcinsel erkeklerin değil,
belki en çok onların ama neticede kız erkek her gencin sahip olmak istediği,
belki ancak bir romanda veya bir filmde var olabilecek ama var olabildiğini
bilmeye de ihtiyaç duyulan, koşulsuzca sevgi dolu bir baba figürü olarak
insanın gözlerini yaşartıyor.
Elio ve Oliver’ın 1983 yılında birbirlerine açılmakta bayağı
gecikmelerini anlamak aslında kolay ki günümüzde bile zor bir eylemken. “Ya
karşı taraf benim gibi değilse... Ya her şeyi yanlış yorumladıysam... Bir adım
atarsam ve her şey mahvolursa... Arkadaşlığımızdan bile mahrum kalırsam...”
İkisinin kafasını da meşgul eden sorular bunlar. Ama bunlara rağmen Elio ve
Oliver’ın karşısında, birçok LGBTİ+ filminde görmeye alışkın olduğumuz
toplumsal ya da kişisel bir çatışma yer almıyor. Filmdeki aşka tek engel yine
kendileri oluyor.
Bu arada filmle ilgili bir konuya açıklık getirmek
istiyorum. Filme yapılan pedofili yorumları gördüm. Arkadaşlar böyle bir şey
tabii ki de yok. Günümüz sosyal medyasında türeyen, bir şey araştırmadan
bilmeden etmeden duyarcı tayfa tarafından filme yapıştırılan bir etiket sadece.
Filme Elio 17 yaşında ve film İtalya’da geçiyor. İtalya’da da reşitlik yaşı 14.
Yani filmde Elio çocuk değil, reşit bir birey ve cinsel eylemlerinden kendisi
sorumlu. Bu da Oliver’ı pedofil yapmaz. Özellikle de filmde diye birkaç kez
altını çizdim çünkü kitabında durum farklıymış sanırım, okumadığım için o
konuda bir yorum yapamayacağım ama filminin sonuna kadar savunucusuyuz 😊
Filmin başrolünde son zamanların yükselen genç yıldızı
olarak sayabileceğimiz ve yakın zamanda sinemada Dune filminde de izleyeceğimiz
Timothée Chalamet yer alıyor. Oyunculuklarına hayran kaldığım bu filmde 17
yaşında olan Elio’yu oldukça yetenekli Timothée Chalamet canlandırıyor. Oyuncu,
17 yaşında kaliteli okuyucu ve müzikal çalışmaları yapan ve biseksüel olan
karakterimize çok yakışmış. Elio’nun kalbini çalan Oliver karakterini de son
zamanlarda adı kötü anılan ve sansasyonelleriyle gündeme gelen Armie Hammer
canlandırıyor. Elio bir italyan, Oliver ise genç, ukala bir Amerikalı. Harmer’ın
da oyunculuğunu da beğendim şahsen ama Timothée’nin bakışları bile sizi
hikayenin tam ortasına koymaya yetiyordu. Bu noktada bu filmle Oscar’a da aday
gösterilen, karakterin güvensizliklerini de arzularını da büyük doğallıkla
canlandıran, sinemanın 2017’deki en önemli keşiflerinden birine dönüşen
Timothée Chalamet’ye ve ilk kez yakışıklılık zırhını indirmeye bu kadar
yaklaşan, aktör olarak ilk kez kendini bu kadar ciddiye aldıran Armie Hammer’ı
tebrik ediyoruz. Filmin başarısı, Elio ve Oliver’ın aşkına inanmakla mümkün. Ve
sonuna kadar inanıyoruz.
Film boyunca giydiği ve incecik olmasına rağmen güzelce
taşıdığı gömleklerden de ayrıca bahsetmek gerekir. Chalamet kendi günlük
hayatında da sıra dışı ve orijinal giyinmeyi seven birisi olduğu için filmde de
Elio’nun stilini çok iyi taşımış.
Call Me By Your Name’in bu kadar ses getirmesi ve
izleyicileri duygusal olarak sarsan bir deneyime dönüşmesi, uyarlandığı
eserin duygusal derinliğinin yanında, Luca Guadagnino’nun anlatım tercihleri
ve yönetmenlik becerisiyle de doğrudan ilişkili. Luca Guadagnino, bizi iki
karakterin tutkusuna ikna ediyor. Sinemasal olarak daha da etkileyici olanı,
yönetmenin ikisinin bedenleriyle yaşadığı devinimi uzun ve geniş planlarla
göstermeyi tercih etmesi. Birbirlerine açıldıkları sahnenin ya da beraber
doğaya kaçtıkları ilk sahnenin de uzun planlarla çekilmesi bu duygusal
yoğunlaşmayı yaratan etkenlerden biri.
Call Me By Your Name, ince detayları ve hem Elio rolünde
parlayan genç oyuncu Timothée Chalamet hem de Oliver rolünde kariyerinin en iyi
performanslarından birini sergileyen Armie Hammer’ın uyuşan kimyalarıyla baştan
çıkarıcı ve kalp kırıcı bir film izletiyor bizlere. Call Me By Your Name,
birbirlerini sadece bedenlerinin değil ruhlarının da bir parçası yapan iki
insanın hikayesi. Olay örgüsüne bakılınca sıradan bir yaz aşkını ele alıyor
gibi görünen film, estetik yaklaşımı sayesinde klişeden sıyrılıyor ve favori
filmlerimiz arasına girmeyi başarıyor. Tabii ki oyunculukların da çok büyük
etkisi var. Siz de benim gibi Timothée’nin oyunculuk yeteneğine hayran
kalacaksınız diye düşünüyorum.
















timotheeye hayranım çok iyi bi oyuncu 😍
YanıtlaSil