DARKEST HOUR İNCELEMESİ


JOE WRIGHT (2017)

 

IMDb: 7,4

 

SÜRE: 2 Sa 5 Dk

 

TÜR: Biyografi, Dram, Gerilim, Tarihi

 

OYUNCULAR: Gary Oldman - Winston Churchill, Kristin Scott Thomas – Clemmie, Ben Mendelsohn - King George VI, Lily James - Elizabeth Layton, Ronald Pickup - Neville Chamberlain, Stephen Dillane - Viscount Halifax

 


2. Dünya Savaşı, Nazi Almanyası bütün Avrupa’nın üzerine karabasan gibi çökmüştür. İngiliz yönetmen Joe Wright, bu karanlık dönemin içerisinde dar bir süreci çerçeveliyor Darkest Hour’da. Nazi Almanyası’nın işgal güçlerinin artık Kıta Avrupası’nın neredeyse tamamında hızla ilerlediği ve Büyük Britanya’nın hemen kapıdaki büyük tehlikenin gölgesinde acil bir çözüm arayışı içinde olduğu 1940 Mayıs’ına açıyoruz gözlerimizi. İktidarda olan muhafazakâr parti başkanı ve Büyük Britanya başbakanı Neville Chamberlain’in savaş ortasındaki ülkesinin güvenini kaybetmesi ve kriz yönetimindeki yetersizliği sonucu gelen istifa kararıyla başlıyor film. Bu kriz ortamında yerine getirilebilecek tek isim ise; hem üyesi olduğu muhafazakâr partide, hem Kraliyet ailesinde, hem de medyada geçmişteki başarısızlıklarından ve patavatsız dilinden dolayı olumsuz bir izlenime sahip Winston Churchill oluyor. Her ne kadar ne kendi partisi ne de İngiltere Kralı kendisinin başa gelmesine sıcak bakmasa da, bunda Gelibolu Muhaberisi’ndeki başarısızlığının etkisi mevcut ama yine de muhalefet kanadın bir koalisyon hükümeti için üzerinde uzlaşabilecekleri tek isim olarak öne çıkıyor.

Bu andan itibaren seyircisini tarihte yazılmış Churchill portresine içerden bir bakışla daha samimi bir boyut getirmeyi amaçlayan filmin ana düzlemi ise bu yaşlı adamın bu bir aylık süreç içerisinde tüm ülkenin kalbindeki itibarını geri kazanış mücadelesi üzerinde akmaya başlıyor. Şöyle ki film, kahramanlaştırmaya niyetlendiği bu adamın tarihte anıldığı katil, faşist, ırkçı, sömürgeci, seksist, savaş suçlusu, işçi düşmanı gibi sıfatlarından tam olarak bihabermiş gibi davranmıyor. Churchill ayyaş olduğu kadar cesur, puro bağımlısı olsa da kibar, herkesi korkutsa da komik, kelimeleri seçmekte başarısı ve konuşma ustası olması parlak zekasının göstergesi.

Filmin en makul ama aynı zamanda en beklenilir kararlarından biri ise, tarihin söylem gücü en kuvvetli siyasi lideri olarak anılan Winston Churchill’in kahramanlaşma sürecinde tarihe geçmiş konuşmalarını perdeye nakış gibi işlemeye çalışması. Bunun için üretilen çözüm ise Churchill’in kişisel daktilocusu genç Bayan Layton karakterinin hikâyeye eklenmesi. Günümüz dünyasının aldığı şekli oluşturan, siyaset tarihinin akışını belirleyen o meşhur konuşmaların her bir harfi seyircinin gözünde daktilo vuruşlarıyla ete kemiğe bürünerek kutsanıyor. Filmde retorik sanatın gücü vurgulanıyor, siyasette sözcüklerin gücüyle düşman tarafın katça büyük ordularına meydan okunabileceği, bir millete umut verilebileceği ve kişisel saygınlığın geri alınabileceği üzerine gidiyor.

Filmde öncelikle Churchill’in kişiliğine odaklanarak dediğim dedik, asabi ve titiz yönlerine, anlaşılması ne kadar zor bir insan olduğuna dikkat çekiliyor. Daha sonra kralla görüşüp resmi olarak görevine başlayan Churchill’in, bunu ilk olarak ailesi ile kutlaması da aile bağlarının ne kadar sıkı olduğunu vurguluyor. Göreve geldikten sonra, partisinin meclisinin ve diğer dost ülkelerin tavsiyelerinin aksine, Almanya ile asla bir barış antlaşması imzalamanın mümkün olmadığını savunuyor ve ülkeyi savaşa devam ettiren politikalar uyguluyor. Herkes ondan barış yanlısı politikalar izlemesini beklerken o tam tersine, halkını ve dostlarını savaşın kaçınılmazlığına ve gerekliliğine ikna etmeye çalışıyor.

Bu sırada, Christopher Nolan’ın Dunkirk filminin de konusunu oluşturan, ünlü Dinamo Operasyonu (diğer adıyla Dunkirk Tahliyesi) için emir çoktan verilmiştir. İrili, ufaklı sivil, askeri yaklaşık 1000 adet küçük tekne ile Fransa’nın Dunkirk sahilindeki yaklaşık 400 bin İngiliz askeri için kurtarma operasyonu başlamıştır. İngiliz askerlerinin çoğunun kurtarılmasıyla sonuçlanan operasyon savaştaki güç dengelerini bir anda değiştirmiştir.


İkinci yarıda, daha sert ve kararlı bir Churchill izliyoruz. Partisine rağmen kendi politikalarını yürütmekte kararlı, kendisini o noktaya getirenleri bile bir kenara atmaktan çekinmiyor. Kimsenin almaya cesaret edemeyeceği kararlarla da, bir liderin nasıl davranması gerektiğini hem biz izleyiciye hem de karşısındakilere gösteriyor. Bu kararları, hükümete rağmen uygulamaya başladığı anda parti ve hükümetteki nüfuzlu politikacılar tarafından, başbakanlığının düşürülmesi için çalışmalar başlıyor. Ama bu sırada Churchill halkın arasına karışıp, politikalarını ne kadar desteklediklerini ve arkasında olup olmadıklarını öğrenmeye çalışıyor. En başından beri içeride ve dışarıda müttefiklerinde arayan Churchill, ihtiyacı olan desteği ve motivasyonu kendi halkında bulmuştur. Bulduğu bu motivasyon ile meclisteki politikacılarında desteğini kazanan Churchill, Savaş Kabinesi’nin barış görüşmelerini engeller. Bununla beraber, partisinde kendisine karşı olanların desteğini de kazanmaya başlamıştır. Motivasyonu yükselmiş, aradığı desteği bulmuş ve hiç olmadığı kadar kararlı Churchill, meclisi savaşın devamlılığı için ikna ediyor.

Sürekli olarak filmin yorumlarında, Nolan’ın Dunkirk’üyle karşılaştırmalar gördüm. İkisi olayların çok farklı noktalarına değiniyor. Böyle bir karşılaştırma doğru olmaz diye düşünüyorum. Ben ilk önce Dunkirk’ü izlemiştin o yüzden savaş hakkında bir ön bilgim oluştu ve daha sonrasında Darkest Hour ile savaş stratejilerinin döndüğü, siyasi alandaki olayların iç yüzünü görmek daha zevkli hale geldi. Dunkirk’te olan savaş meydanları bir nevi Londra Parlamentosuna taşınmış durumda. Eğer ikisini de izlemediyseniz önce Dunkirk’ü daha sonra Darkest Hour’u izlemenizi öneririm. Ya da ikisinden birini izleyip birini izlemediyseniz, diğerini de mutlaka izleyin. İkisi de farklı detaylara sahip ve diğer filmi daha iyi anlamanızı sağlar.


Filmdeki gerilimi elbette sadece Joe Wright’e bağlamak mümkün değil. Gary Oldman’ın etkileyici performansı da önemli etkenlerin başında geliyor. Usta oyuncu yarattığı Winston Churchill karakteri ile şüphesiz Oscar’ı hak ettiğini kanıtlıyor. Savaş sırasındaki İngiltere’nin siyasi durumu, Churchill’in yalnızlığı çok güzel anlatılıyor. Son sahnede, Gary Oldman’ın karaktere bürünmesi ve Joe Wright’ın sinematografisiyle birleşince filme hayran kalmamak elde olmuyor. Konuşmalardaki akıcılık ve vuruculuk film boyunca devam etse de son sahnenin etkisi bir başka oluyor. Seyircinin kendini Winston’a tamamen bıraktığı ona güvendiği sahne burası oluyor.






TRİVİALAR:






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PEAKY BLINDERS 6. SEZON

SİNEMA VE FELSEFE SEMPOZYUMU

HAFTALIK HABERLER -1-

4. DUVARI YIKAN YAPIMLAR

THE DARK KNIGHT İNCELEMESİ

THE MARVELOUS MRS. MAISEL İNCELEMESİ

FLEABAG HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN 11 DETAY

THE LORD OF THE RINGS: THE RETURN OF THE KING İNCELEMESİ

HAFTALIK HABERLER -2-

DISCONNECT İNCELEMESİ