BEAUTIFUL BOY İNCELEMESİ

  

FELIX VAN GROENINGEN (2018)

 

IMDb: 7,3

 

SÜRE: 2 Sa

 

TÜR: Biyografi, Dram

 

OYUNCULAR: Steve Carell - David Sheff, Timothée Chalamet - Nic Sheff, Maura Tierney - Karen Barbour, Jack Dylan Grazer - Nic Sheff (12 Yaşında), Kue Lawrence - Nic Sheff (5 Yaşında)


 

Belçikalı yönetmen Felix van Groeningen’in ülkesi dışında ve İngilizce olarak çektiği ilk film, Hollywood’un çok sevilen iki oyuncusunu, madde bağımlılığına dair ağır, yoğun, karamsar ve etkileyici bir dramda bir araya getiriyor. Beautiful Boy, gerçek hikayeye dayanan, bir baba ve oğlunun ilişkisinin farklı dönemlerini karşımıza getiren ve bir yandan 18 yaşındaki Nic’in madde bağımlılığına, bir yandan da babası David’in onu bu bataktan kurtarma çabasına yoğunlaşıyor. Baba ve oğlu canlandıran Steve Carell ve Timothée Chalamet‘nin performansları, gözyaşlarının kavgalara, çaresizliğin savunmasızlığa karıştığı anları hem inandırıcı hem de etkileyici kılıyor.

2008 yılında basılan ve bir babanın, oğlunun bağımlılığı üzerinden yaşadıklarına odaklanan “Beautiful Boy: A Father’s Journey Through His Son’s Addiction” adlı kitaptan yola çıkılarak perdeye aktarılan Beautiful Boy, anlatının derinleşebilmesi adına Nic Sheff’in geçirdiği süreci kaleme aldığı Tweak adlı otobiyografiden de besleniyor.


Bir babanın oğluna yardım edememesi, onunla birlikte bağımlılıkla mücadelesi ve bu sürecin aileleri de ne kadar etkilediği başarılı bir şekilde anlatılmış. Beautiful Boy, bağımlılığın sadece bir kişiyi değil, bağımlının sevenlerini ne derece etkilediğini gözler önüne seriyor. Nic’in babası tarafından bu denli korunması, yaptıklarına rağmen koşulsuz, şartsız sevilmesi Beautiful Boy’un dramını en etkili kılan unsurlardan. Beautiful Boy, anlamak değil hissetmek üzerine bir film.

Biz filmi David karakteri üzerinden izliyoruz, olayları onun bakış açısından görebiliyoruz. O, Nic hakkında ne biliyorsa ne düşünüyorsa biz de o kadarına sahibiz. Nic kaybolduğunda gerçekten ne yaptığı hakkında bir fikrimiz olmuyor çünkü ekrandan da kaybolmuş oluyor. Bu aslında yönetmenin tercihi, bilinçli yapılmış bir şey. Bunu neden belirtiyorum? Çünkü Nic’in bakış açısını, onun iç dünyasını görmek isteyen seyirciler olduğunu fark ettim. Nic’in tarafından olayları görmemenin eksiklik olduğunu belirtenler var. Ancak ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Yönetmenin seçiminin, bağımlı kişiyle değil de onun yakın çevresindeki insanlarla empati kurmak olduğunu düşünüyorum. Bu filmdeki odak noktamız baba rolüyle David Sheff karakteri. Yönetmenin özgünlüğü de bu noktalarda devreye giriyor zaten. Yönetmen birçok kez işlenmiş uyuşturucu bağımlılığı konusunu kendi yöntemiyle hiçbir tekrara, klişeye düşmeden oldukça orijinal bir şekilde işlemiş.

Film aynı zamanda Steve Carell’ın kendini gösterdiği bir alan. Komedi yapımlarıyla ünlenen ve tanınan oyuncu, 2014’te Foxcatcher ile “dramda da varım” diyerek giriş yaptığı türde de ne kadar başarılı olduğunu bu filmle ispatlamış. Sade, küçük oyunculuklarla duyguları geçirebilen oyunculara bayılıyoruz. Steve Carell’ı bu filmde izlerken karakterle empati yapmaktan kendinizi alamıyorsunuz ister istemez.

Gelelim bu günlerde yıldızı parlayan, kariyerinin zirvesini yaşayan ve genç kuşağın en iyi aktörlerinden biri olan Timothée Chalamet’e… Arkadaşlar en baştan itiraf etmeliyim ki kendisinin büyük bir hayranıyım. Evet, bu aralar her filmde karşımıza çıkan yüzlerden birisi olduğu için bir çoğunuza itici geliyor olabilir. Ama kabul edelim ki çookk yetenekli ve yönetmenlerin filmlerinde Chalamet’i istemesine hiç şaşırmıyoruz. Oyunculuğuna dönecek olursak Timothée, bize uyuşturucu bağımlısı bir genci o kadar iyi aktarıyor ki karakteri bazen seviyoruz, bazen sinir oluyoruz, bazen onun için üzülüyoruz. Karakterin yaşadığı gelgitleri biz de karaktere karşı yaşıyoruz. Tam bir ergen sinir bozucu karakter olmasına rağmen aynı zamanda onunla empati de kurabiliyoruz. Chalamet, karakterin iniş çıkışlarını oldukça üstlenebilmiş ve bize de başarıyla yansıtabilmiş. Uyuşturucu etkisinde olduğu anlar ile temiz olduğu anlardaki farkı çok net aktarmış ve o karakter geçişleri gayet inandırıcı ve etkileyici olmuş. Kısacası oyunculuklar için kusursuz diyebilirim. Klasik bir dram izletip, bizi sıkmaktan kurtaran şey bu iki oyuncunun aralarındaki dinamik ve uyum olmuş diyebiliriz.


Filmi klasik olmaktan kurtaran bir diğer şey de kesinlikle kurgusu. Kurguda geçmiş ile bugün arasında mekik dokuma tercih edilmiş. Aslında riskli bir karar olmasına rağmen sonucunda ortaya orijinal bir kurgu çıkmış. Ani atlayışlarla izlediğimiz flashback sahnelerinde, baba-oğul ilişkilerinin nereden nereye geldiğini, bağımlılığın dengesizliğini görebiliyoruz. Bu açıdan Beautiful Boy’un kurgusunun çok güçlü olduğunun altını çizmek gerek çünkü yapılan tercihler, görüntülerin anlattığının ötesine geçebilmeyi mümkün kılıyor. Anlatı, gösterdiğinin çok daha fazlasını barındırıyor ve amacı adeta görünmeyeni hissettirmek. Sinemada her ne kadar görsel bir anlatı dili olsa da bazen her şeyi seyircinin gözüne sokmamak çok daha etkili bir yöntem olabiliyor.




TRİVİALAR:








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PEAKY BLINDERS 6. SEZON

SİNEMA VE FELSEFE SEMPOZYUMU

HAFTALIK HABERLER -1-

4. DUVARI YIKAN YAPIMLAR

THE DARK KNIGHT İNCELEMESİ

THE MARVELOUS MRS. MAISEL İNCELEMESİ

FLEABAG HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN 11 DETAY

THE LORD OF THE RINGS: THE RETURN OF THE KING İNCELEMESİ

HAFTALIK HABERLER -2-

DISCONNECT İNCELEMESİ